12/5/2009 · Kategori: resimler
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
1/10/2008 · Kategori: YAZILAR
RAMAZAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN.
Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!
26/9/2008 · Kategori: kandiller


KADİR GECEMİZ MÜBAREK OLSUN
RABBİM HEPİMİZE İHYA ETMEYİ CÜMLEMİZE NASİP EYLESİN...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
16/8/2008 · Kategori: kandiller
"BERAT KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN
RABBİM BU GECEYİ İHYA EDENLERDEN EYLESİN.amin

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
28/7/2008 · Kategori: kandiller
MİRAÇ KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN
MİRAC KANDİLİ
| Mirac Kandili |
Mirac Kandili, sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s.) Efendimizin gecenin bir anında Mekke'deki Mescid-i Haram'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya, oradan da göklere seyahat ettirildiği mübarek gecenin adıdır. Nitekim Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de; "Kulu Muhammed'i bir gece Mescid-i Haram'dan kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ın şânı yücedir.Doğrusu O, işitir ve görür." (İsra Suresi:1) buyurmuştur. Peygamberimizin hayatı içinde önemli bir yeri olan Mirac, Allah'ın sevgili Rasûlünden başka hiç kimseye sunmadığı ilahî bir ihsandır. |
|
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
28/7/2008 · Kategori: kandiller
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
2/7/2008 · Kategori: kandiller
regaip kandiliniz mübarek olsun
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
2/7/2008 · Kategori: kandiller
REGAiP KANDiLi
" Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmistir ki, sizin sıkıntıya
ugramaniz ona çok agir gelir.
O, size çok düskün, müminlere karsi çok sefkatlidir, merhametlidir. "
(Tevbe Suresi, 128)
Allah (c.c) katinda zamanlarin degerleri birbirine esittir. Ancak öyle
zamanlar vardir ki o zamanlarda öyle hadiseler olur kI, o vakte diger zaman
dilimlerinden daha üstün bir deger kazandirir. Receb-i serîfin ilk Cuma
gecesine isabet eden Regâib Gecesi'de bu müstesna zamanlardan biridir. Cum'a
geceler böyle kiymetli vakitlerden biridir.Regaib Gecesi gibi iki kiymetli
gecede biraraya gelince, bu gece dahada bir kiymetli oluyor. Bu gece, yalvaris
ve yakarislarin Yüce Mevla'ya sunuldugu ve O'nun rahmetinden af istenildigi
umut, huzur ve müjde gecesidir.
Allah Teâla'nin kullarina lütfunun çoklugu, kereminin bollugu ve pek çok
günahkari bagislamasi sebebiyle bu geceye Regaib Gecesi" adi verilmistir. Bu
gecenin bu degeri nereden kazandigi hususunda degisik rivayetler bulunmaktadir.
Bunlardan biri; Hz.Amine validemizin böyle bir gecede Resulullah (s.a.v)'e
hamile oldugunu anladigidir.
Sevgili Peygamberimiz (s.av) Regaib gecesinin içinde bulundugu Recep ayinda
çok dua ederr, namaz kilar, oruç tutar, iyiliklerin her çesidini yapar, sadaka
vermeye özen gösterirdi. Resulullah (s.a.v)'in Receb'in ilk persembe gününü
oruçla geçirdigi ve cuma gecesinde, bu kandil gecesine mahsus olmak üzere on
iki rekât namaz kildigi kabul edilir. Regâib gecelerinde dua etmek, tevbe ve
istigfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çesitli
ibâdetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasinda kabul görmüstür.
Idrak ettigimiz mübarek Regaib Kandilsi vesilesiyle, ruhumuzu karartan kötü
duygu ve düsünceleri kalplerimizden atalim. Ibadetin zevkinden bizi mahrum
eden nefsin kötü arzularini frenleyelim. Gönül dünyamizi bulandiran haset,
kin, düsmanlik gibi kötü duygulardan temizleyelim.
Bu geceyi nasil karsilmak, nasil ihya etmek gerekir?
Bu gece, oruçlu olarak karsilanmalidir.
Bu gece, kazâsi olanin hiç degilse bir günlük kazâ namazi kilmasi, çok iyi
olur.
Bu gecenin ihyâsi, yatsi namaziyla sabah namazini camide cemaatle kilmakla
olur . Bu, gecenin ihyâsidir. Bütün günün ihyâsi bu... Yatsi namazi ile sabah
namazini camide kilmak, o günün, o gecenin ihyâsi demektir. Insan sabahlara
kadar, aksamlara kadar ibadet etmis gibi sevab kazanir.
Bir baska ihyâ sekli zikir ..... "Lâ ilâe illallah " , " Allahümme salli alâ
seyyidinâ muhammedin ve alâ âli seyyidinâ muhammed" , "Estagfirullah" , "Sübhànallah"
, "Elhamdü lillâh", "Allahu ekber" , "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil
aliyyil azîm", "Allah" gibi sözler mübarek kelimelerdir, cümleciklerdir.
Bunlari zikretmek çok sevabdir..
Bazi namazlar vardir,
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)kilmistir. Bunlardan birisi de tesbih namazi ' dir.
Regâib gecesi, aksamla yatsi arasinda: 12 rek'at " Hacet namazi " kilinir.
Hacet Namazi:
2 rek'atte bir selâm verilerek kilinir.
Fâtiha-i serîfeden sonra her rek'atte 3 " I nnâ enzelnâhü . ..", 12 Ihlâs-i
serîf okunur.
Namazdan sonra 7 Salât-i Ümmiye okunup secdeye varilir.
Salât-i Ümmiye:
" Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedinin-nebiyyil-ümmiyyi ve alâ âlihî ve
sahbihî ve sellim "
Secdede 70 defa: " Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi ver-rûh "
okunur.
Secdeden kalkip 1 defa: " Rabbigfir verham ve tecâvez ammâ ta'lem. Inneke
entel-eazzül-ekrem " okunur.
Tekrar secdeye varilip yine 70 defa " Sübbûhun kuddûsün rabbünâ ve rabbül-melâiketi
ver-rûh " okunur.
Secdeden kalkip duâ yapilir.
Duâda Hz. Allâh'a su sekilde de ilticâ etmelidir: " Allâhümme bârik lenâ
recebe ve sa'bân. Ve bellignâ ramazân "
Muhterem Müslümanlar!
Kameri hesapla Recep ayının ilk Perşembesini Cuma gününe bağlayan gece Regaip Kandili’dir. Bu yıl Regaip Kandili 19 Ağustos Perşembe gününü, 20 Ağustos Cuma gününe bağlayan gecedir.
Regaip, elde edilmesi arzu edilen değerler demektir. Bu mübarek gecede, Yüce Mevla kullarına bol bol rahmet ve hibede bulunduğu için bu adı almıştır.
Regaip gecesinin içinde bulunduğu Recep ayı, halk dilinde "üçaylar" olarak anılan rahmeti, bereketi ve mağfireti bol olan manevi bir ticaret mevsimine girişimizin habercisidir. Recep ayı Kur’an’da haram aylar diye anılan dört aydan bir tanesidir. Regaib gecesinin böyle bir ayın içinde yer alması, aynı zamanda bu gecenin önemini de ifade etmektedir. Konuya ilişkin ayette Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Allah katında ayların sayısı onikidir Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.”(1)
Hz. Peygamber’in yaptığı şu dua üç aylara verdiği önemi belirtmektedir: "Allah'ım! Recep ve Şaban aylarını bize mübarek eyle ve bizi Ramazan'a kavuştur."(2)
Muhterem Mü'minler!
Bu mübarek günler ve geceler, Kendimizi denetleme ve değerlendirme bakımından çok önemlidir. Bir kere daha geçmişimizin muhasebesini yapıp geleceğe hazırlıklı olmanın tedbirlerini almalı ve düşünmeliyiz.
Ey Allah'ı seviyorum diyen insan! Kulluk vazifeni yapabiliyor musun?
Peygamberimi seviyorum diyen Müslüman! O’nun sünnetini, ahlakını yaşıyor musun?
Kitabım Kur'an'dır dediğin halde emirlerine sarılıp yasaklarından sakınıyor musun?
Allah'ın nimetlerini yediğin halde, şükrünü yerine getiriyor musun? Aç, biilaç, yoksul, kimsesiz, fakirleri koruyup, gözetiyor musun?
Ölümün hak olduğuna şüphe yok. Şu anda ölüme hazır mısın? Kendi kusurlarını düzeltip tövbe ediyor musun?.
Geçen yılın bu mübarek gününde seninle beraber oldukları halde şu anda göremediğin eşin, dostun, akraba ve arkadaşlarını düşünüp kendine çeki-düzen verebiliyor musun?
Evet, bütün bunları kendimize sorup bir durum değerlendirmesi yapmak, bu mübarek günlerin ve gecelerin şuuruna varmak demektir.
Aziz Mü’minler!
Bu insanî ve İslamî ölçülerle düşünür, kötülüklerimizden, kötü alışkanlıklarımızdan vazgeçer, tövbe eder, geleceğimizi daha iyi değerlendirmeye azmeder, karar verirsek; her günümüz kandil geceleri gibi başarılı, sonumuz da bayramlar kadar sevinçli olur.
Bu geceye mahsus bir ibadet şekli olmamakla beraber gündüzünü oruçlu geçirmek, muhtaçlara yardımda bulunmak, varsa dargın olduğumuz kişilerle barışmak, anne ve babalarımızın, büyüklerimizin ellerini öpüp dualarını almak, geceyi Kur'an okumakla, ve salat-ü selam getirmekle, tövbe istiğfar etmekle ihya etmemiz uygun olur.
Hepinizin kandilini tebrik ediyorum.
_________________
1- Tevbe 9/36
2- Ahmet b. Hanbel, Müsned 1/259
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
30/6/2008 · Kategori: kandiller

Regaib Gecesi
Aziz ve sıddık kardeşlerim ve fedakâr ve sadık arkadaşlarım! Allah (c.c) katında zamanların değerleri birbirine eşittir. Ancak öyle zamanlar vardır ki o zamanlarda öyle hadiseler olur ki, o vakte diğer zaman dilimlerinden daha üstün bir değer kazandırır. Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesine isabet eden Regâib Gecesi'de bu müstesna zamanlardan biridir. Cuma geceleri böyle kıymetli vakitlerden biridir. Regaib Gecesi gibi iki kıymetli gecede biraraya gelince, bu gece dahada bir kıymetli oluyor. Bu gece, yalvarış ve yakarışların Yüce Mevla'ya sunulduğu ve O'nun rahmetinden af istenildiği umut, huzur ve müjde gecesidir. Allah Teâla'nın kullarına lütfunun çokluğu, kereminin bolluğu ve pek çok günahkarı bağışlaması sebebiyle bu geceye Regaib Gecesi" adı verilmiştir. Bu gecenin bu değeri nereden kazandığı hususunda değişik rivayetler bulunmaktadır. Bunlardan biri; Hz.Amine validemizin böyle bir gecede Resulullah (s.a.v)'e hamile olduğunu anladığıdır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Regaib gecesinin içinde bulunduğu Recep ayında çok dua eder, namaz kılar, oruç tutar, iyiliklerin her çeşidini yapar, sadaka vermeye özen gösterirdi. Resulullah (s.a.v)'in Receb'in ilk perşembe gününü oruçla geçirdiği ve cuma gecesinde, bu kandil gecesine mahsus olmak üzere on iki rekât namaz kıldığı kabul edilir. Regâib gecelerinde dua etmek, tevbe ve istiğfarda bulunmak, bu geceyi kutsal kabul etmek suretiyle çeşitli ibâdetlerle geçirmek, genel olarak alimler arasında kabul görmüştür.
Evvelâ: Sizin, bu mübarek şuhur-u selâse ve içindeki kıymetdar leyali-i mübarekeleri tebrik ediyoruz. Cenab-ı Hak, herbir geceyi sizin hakkınızda birer Leyle-i Regaib ve Leyle-i Kadir kıymetinde size sevab versin, âmîn. ( Kastamonu Lahikası, 84 )
Regaib Nedir?
Regâib, arapça bir kelimedir ve "reğa-be" kökünden gelmektedir. "Reğa-be", kelime olarak, herhangi bir şeyi istemek, arzulamak, ona karşı meyletmek ve onu elde etmek için çaba sarf etmek demektir. "Reğîb" kelimesi ise, "reğabe"'den türemiş olan bir isimdir ve kendisine rağbet edilen, arzulanan, taleb edilen şey demektir. Müennesi, "reğîbe"dir. "Reğîbe"nin çoğulu da "reğâib" dir. Kelime olarak "Regâib"in aslı budur.
Receb’in ilk cuma gecesine Regaib gecesi denir. Bu geceye Regaib gecesi ismini melekler vermişlerdir. Her Cuma gecesi kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, daha kıymetli oluyor. Allahü teâlâ, bu gecede, müminlere, ragibetler [ihsanlar, ikramlar] yapar. Bu geceye hürmet edenleri affeder. Bu gece yapılan dua kabul olur, namaz, oruç, sadaka gibi ibadetlere, sayısız sevaplar verilir. Regaib gecesini ibadetle geçirmeli, kazası olan, hiç değilse bir günlük kaza namazı kılmalı! Kazası olmayan da nafile namaz kılar, Kur’an-ı kerim okur, tesbih çeker, tövbe istiğfar eder. Perşembe günü oruç tutup, gecesini de ihya etmek çok sevaptır. Receb ayında oruç tutmak faziletlidir.
Peygamberimiz (a.s.m)’ ın Ramazan ayından sonra en çok oruç tuttuğu ay Receb ayıdır. Bu Receb ayında oruç tutmanın muazzam, muhteşem sevabları var.
Bir de bu ayda sevablar kulların defterlerinin sevab hanelerine, bol bol dökülmesi dolayısıyla da recebül esabb denmiştir. Yâni, sevabların bol bol, şarı şarıl, gürül gürül döküldüğü ay demek... Sabbe, Arapçada dökmek demek... Nehrin de böyle dağlardan çağlayarak şaldur şuldur akıp da döküldüğü yere münsab derler; o da aynı kökten... Receb-ül esabb; Allah'ın rahmetinin cûşa gelip, ikram ü ihsanâtının şarıl şarıl, güldür güldür kullara geldiği ay demektir.
Arifler ve din alimleri kitaplarında yazmışlar ki, bu ay ekim, ekme, ziraat ayıdır. Sevaplı işler, oruç tutmak, tevbe etmek vs. güzel şeyler yapılır. Bir mahsulün ekilmesi gibi ziraat, ekim ayıdır. Şa'ban bakım ayıdır. Ramazan biçim ayıdır, yâni mahsulün alındığı aydır demişler. Demek ki Receb ayı, bizi Ramazan ayına hazırlayan bir mevsimin ilk adımı olmuş oluyor.
Onun için, "Receb ayı tevbe ayıdır." demişler. Yâni kul ne yapacak?.. "Yâ Rabbi! Ben anlayamamışım, hatâ etmişim, bilememişim, suçluyum, kusurluyum; beni affet..." diyerek hatâsını itiraf edip, hatâsından dönerek, Cenâb-ı Hakk'ın yoluna girecek.
Şa'ban ayı ibadetlere devam etme ayıdır. Ramazan da mükâfatlarını alma ayıdır. Böyle çeşitli kelimelerle bu ayların birbirleriyle irtibatlı olduğu beyan edilmiştir.
Regaib ile ilgili ayet-i Kerimeler:
Regâib kelimesi Kur'an'da geçmemektedir. Ancak "reğabe"den türemiş olan çeşitli kelimeler, Kur'ân'da sekiz yerde geçmekte ve "reğabe"nin ifâde ettiği mana için kullanılmaktadır .
Ayrıca, "Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur. Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin." (Tevbe Suresi, 36) Hz. Peygamber’in ( a.s.m ) ( aşağıda hadisler bölümünde bulunan) bir hadisinde, ayet-i kerimede işaret buyurulan haram ayların, Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep ayları olduğu vurgulanmaktadır: "
Receb Ayı ve Regaib Gecesi ile İlgili Hadis-i Şerifler:
• Allahü teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder. [Gunye]
• Receb-i şerifin bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş gibi sevap verilir. [Miftah-ül-cenne]
• Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan, iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır.) [Ebu Yala]
• Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez. Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi, Cuma, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi.) [İbn-i Asâkir]
• “Receb-i Şerîf’in birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.” buyuruyorlar. (Camiu-s sağir)
• İbn-i Abbas -radiyallahu anh- Hazretleri: “Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Recep ayında bazen o kadar çok oruç tutardı ki, biz O’nu hiç iftar etmeyecek zannederdik. Bazen de o kadar çok iftar ederdi ki, biz O’nu hiç oruç tutmayacak zannederdik.” buyurmuştur. (Müslim)
• Muhakkak zaman, Allah’ın yarattığı günkü şekliyle akıp gitmektedir. Yıl on iki aydır. Bunlardan dördü haram aylardır. Ve üçü ard arda gelmektedir. Zilkade, Zilhicce, Muharrem bir de Cemaziye’l-âhirle Şaban ayları arasında gelen Mudar kabilesinin ayı Recep ayıdır." (Buhârî, Tefsir, Sure, 8,9)
• "Recep ayı Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır." (Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1/423)
• Yine mübarek üç aylardan ilki olan Receb ayının önemi ve değeri hakkında Enes b. Malik ( r.a. )'dan şöyle rivayet edilir: Receb ayı girdiğinde Hz. Peygamber şöyle derdi: "Allahım! Recep ve Şaban'ı bize mübarek kıl ve bizi Ramazan'a ulaştır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/259)
• Receb’in ilk cuma gecesini ihya edene, Allahü teâlâ, kabir azabı yapmaz. Duâlarını kabul eder. Yalnız, 7 kimsenin duasını kabul etmez: Faizci, Müslümanları aşağı gören, ana babasına eziyet eden, Müslüman olan ve dinin emirlerine uyan kocasını dinlemeyen kadın, çalgıcı, livata ve zina eden, beş vakit namazı kılmayan. [Bu günahlardan vazgeçmedikçe, duaları kabul olmaz.] [Saadet-i Ebediyye]
• Receb büyük bir aydır. Allah bu ayda hasenatı kat kat eder. Receb ayında bir gün oruç tutana, bir yıl oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. 7 gün oruç tutana, Cehennem kapıları kapanır. 8 gün oruç tutana Cennetin 8 kapısı açılır. On gün oruç tutana, Allah istediğini verir. 15 gün oruç tutana, bir münadi, “Geçmiş günahların affoldu” der. Receb ayında Allahü teâlâ Nuh aleyhisselamı gemiye bindirdi ve o da, Receb ayını oruçlu geçirdi. Yanındakilere de oruç tutmalarını emretti. [Taberânî]
• Kim Receb ayında, takva üzere bir gün oruç tutarsa, oruç tutulan günler dile gelip “Ya Rabbi onu mağfiret et” derler. [Ebû Muhammed]
• Hz. Aişe ( r.a ) validemiz, “Resûlullah, pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmaya çok önem verirdi.” buyuruyor. Çünkü Hadis-i Şerifte, “Ameller Allahü teâlâya pazartesi ve perşembe günleri arz edilir. Ben de amelimin oruçlu iken arz edilmesini istiyorum.” buyururdu. (Tirmizî)
• Receb ayında yapılan dua kabul edilir, günahlar affedilir. Bu ayda günah işleyenin cezası da kat kat olur. Hz. Hüseyin ( r.a) anlatır:
“Kâbe’yi tavaf ederken, yanık sesle Allahü teâlâya dua eden bir kimsenin sesini işittik. Babam bunu çağırmamı emretti. Güzel yüzlü, temiz bir kimseydi. Ancak sağ tarafı felç olmuş, kurumuş, hareketsiz idi. Ona, “Sen kimsin, durumun ne böyle?” dedim. O kimse dedi ki:
“Adım Menazil... Ben çalgı çalmak, şarkı söylemekle şöhret salmış, Arabistan’ın ünlülerinden bir gençtim. Hep nefsin arzuları peşinde koştum. Receb ve Şaban aylarında bile, bu günahlara devam ederdim. Salih babam, beni bu günahlardan kurtarmaya çalıştı. Bana, “Allahü Teâlânın azabı şiddetlidir, bir anda kahredebilir. Kötü arkadaşlardan vazgeç, bu kötü işleri bırak! Melekler ve bu aylar senden şikâyet ediyorlar” dedi. Nasihate hiç tahammülüm yoktu. Babamın üzerine yürüyüp, döverek susturdum. Üzüntülü ve kırık kalble, “Bu aylarda oruç tutup, geceleri ibadet ediyorum. Beytullah’a gidip şerrinden korunmak için, Allahü teâlâdan yardım dileyeceğim” dedi. Bir hafta oruç tutup, Kâbe’ye giderek, “Ey Rabbim, mazlumların âhını yerde bırakmazsın. Bu ayda, bu mübarek yerlerde yapılan duaları red etmezsin. Hakkımı oğlumdan al, onu felç et!” diye dua etti. Henüz duası bitmeden sağ tarafım felç oldu. Beni gören, “Baba bedduasına uğramış kişi” derdi.”
Hz. Hüseyin, “Baban bu hâline ne dedi?” buyurdu. O genç, “Babamdan özür diledim. Onun da babalık şefkati galip gelerek beni bağışladı. Beddua ettiği yerde, bu sefer şifa bulmam için hayır dua etmek üzere deve ile gelirken, devenin ürkmesi ile babam düşüp öldü. Şimdi çaresizim.” diyor. Hz. Ali bu felçli gence dua ediyor, Receb’de yaptığı bu dua bereketiyle de Hak teâlâ ona şifa ihsan ediyor.
Regaib Gecesi ile İlgili Risale-i Nur’da Geçen İfadeler:
Üstadımız! Nur talebelerinin okudukları bir eşi, bir benzeri daha dünyada olmayan "Cevşen-ül Kebir" isimli Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz Hazretlerinin duasını ve çok sevablı, çok nurlu, çok faziletli salavat-ı şerifelerinizi elde ettik, okumağa başladık. Sizin devam ettiğiniz bu pek kıymetdar, çok mübarek evradlar; bizim zikrimiz, bizim virdimiz oldu elhamdülillah! Fakat en ziyade Risaleleri okumağa gayret ediyoruz, ehemmiyet veriyoruz. Çünki Nur Risalelerini ne kadar sık sık okursak, bu dualardan daha ziyade feyz alıyoruz. Duaları, evradları mübarek gecelerde, hususan Leyle-i Regaib ve Leyle-i Mi'rac ve Leyle-i Berat, Leyle-i Kadir ve Cuma geceleri gibi vakitlerde okuyoruz. (Hanımlar Rehberi: 158)
“Evvelâ: Tekraren hem sizin Receb-i şerifinizi ve Leyle-i Regaib’inizi tebrik, hem Safranbolu’lu kardeşlerimizin tebriklerine mukabeleten şuhur-u selâselerini ve dört leyali-i mübarekelerini ve Nurlarla gayet ciddî alâkalarını tebrik ederiz." (Emirdağ L. - 1: 166)
Evvelâ: Seksen küsur sene bir ömr-ü manevîyi sizlere kazandıracak olan şuhur-u selâse-i mübarekeyi ve bilhassa bu geceki Leyle-i Regaib'i tebrik ediyoruz. (Kastamonu L.: 147)
“Evvelen: Seksen sene bir manevî ömr-ü bâki kazandıran şuhur-u selâsenizi ve mübarek kudsî gecelerinizi ve leyle-i regaibinizi ve leyle-i mi’racınızı ve leyle-i beratınızı ve leyle-i kadrinizi ruh u canımızla tebrik ve herbir Nurcunun manevî kazançları ve duaları umum kardeşleri hakkında makbuliyetini rahmet-i İlahiyeden rica ve hizmet-i Nuriyede muvaffakıyetinizi tebrik ederiz." (Emirdağ L.-2: 121)
Birinci Sualiniz: Mü'minin mü'mine en iyi duası nasıl olmalıdır?
Elcevab: Esbab-ı kabul dairesinde olmalı. Çünki bazı şerait dâhilinde dua makbul olur. Şerait-i kabulün içtimaı nisbetinde makbuliyeti ziyadeleşir. Ezcümle: Dua edileceği vakit, istiğfar ile manevî temizlenmeli, sonra makbul bir dua olan salavat-ı şerifeyi şefaatçı gibi zikretmeli ve âhirde yine salavat getirmeli. Çünki iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur. Hem bi-zahr-il gayb yani "gıyaben ona dua etmek"; hem hadîste ve Kur'anda gelen me'sur dualarla dua etmek. Meselâ:
Allahumme inni es’elukel afve vel-afiyete livelehu fid-dini ved-dünya vel-ahiret
Rebbenatina fid-dünya haseneten ve fil-ahireti haseneten ve gıne azabennar.
gibi câmi' dualarla dua etmek; hem hulûs ve huşu' ve huzur-u kalb ile dua etmek; hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra; hem mevâki'-i mübarekede, hususan mescidlerde; hem Cum'ada, hususan saat-ı icabede; hem şuhur-u selâsede, hususan leyali-i meşhurede; hem ramazanda, hususan leyle-i kadirde dua etmek kabule karin olması rahmet-i İlahiyeden kaviyyen me'muldür. O makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür veyahut dua olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek aynı maksad yerine gelmezse, dua kabul olmadı denilmez; belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir. (Mektubat)
Mübarek Kandil Gecelerini Nasıl Değerlendirmeliyiz?
1. Kur'an-ı Kerim okuyarak,
2. Peygamberimiz ( a.s.m)’ın mübarek duası olan Cevşen-ül Kebiri okuyarak,
3. Aile bireyleriyle birlikte günün mana ve ehemmiyeti hakkında sohbet ederek,
4. Allah rızası için namaz kılarak,
5. Hayatımızın geçmiş günleri ve yılları hakkında muhasebe yaparak,
6. Günahlarımızın bağışlanması için Allah'tan af dileyerek,
7. Sevgili Peygamberimize bol bol salât ve selâm okuyarak,
8. Dünya ve ahirete ait dileklerimiz için dua ederek,
9. Hastaları, yaşlıları ziyaret ederek; yoksulları, öksüz ve yetimleri sevindirerek,
10. Eş, dost ve yakınlarımızla tebrikleşerek,
11. Dargın ve küskünleri barıştırarak, değerlendirebiliriz
Regaib Gecesi Namazı Nasıl Kılınır?
Regâib Gecesi Namazı: Bu geceyi ibâdetle geçirmenin sevabı pek çoktur. Bu gecede kılınacak namaz 12 rek’attir. Bu namazın kılınışı şöyledir:
Her rek’atta fatihadan sonra üç kadir suresi ile 12 adette ihlas suresi okunur. Her iki rek’atta bir selam verilerek 12 rek’at tamamlanır. On ikinci rek’at kılınıp selam verildikten sonra yerinden kalkmadan yetmiş kere “ Allahumme salli ala Muhammedinin nebiyyil ummiyyi ve ala alihi” denilir. Sonra secdeye varılır. Secdede yetmiş kere “ subbuhun kuddusun Rabb-ul melaiketi verruhi” denir.
Sonra secdeden kalkılarak ettahiyyatta oturulur. Ve yetmiş kere “Rabbiğfir ve erham ve tecavez ta’lemü” dedikten sonra tekrar secde edilir. Secdede yetmiş kere “ subbuhun kuddusun Rabb-ul melaiketi verruhi” dedikten sonra, isteklerimizi alemlerin Rabbine arz edilir. ( İhya ulumuddin, Bedir yayınları, 1974, c:1, s:555)
Regâib namazını cemaatle kılmak bid'attir. Zaten terâvihten başka hiçbir nâfile namaz cemaatle kılınmaz.
regaip gecesi
İdrak ettiğimiz mübarek Regaib Kandili vesilesiyle, ruhumuzu karartan kötü duygu ve düşünceleri kalplerimizden atalım. İbadetin zevkinden bizi mahrum eden nefsin kötü arzularını frenleyelim. Gönül dünyamızı bulandıran haset, kin, düşmanlık gibi kötü duygulardan temizleyelim.Bu geceyi nasıl karşılmak, nasıl ihya etmek gerekir?
"Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedinin-nebiyyil-ümmiyyi ve alâ âlihî ve sahbihî ve sellim"
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
5/6/2008 · Kategori: FIKIH

DOĞRULUKTAN AYRILMAYALIM
İnsan hayatı doğrulukla yeşerir, güzel meyveler verir.
Doğruluk hayat düğümüzdür.
Güzel huyların kaynağı doğruluktur.
İnsanlık doğrulukla hayat bulur.
Gösteriş, dalkavukluk, iki yüzlük, münafıklık ve nihayet inkarcılık büyük bir yalancılıktır.
Gösteriş yalancılıktır. Dalkavukluk alçakça bir yalancılıktır.
İki yüzlülük, münafıklık ise en büyük ve en zararlı yalancılıktır. Her şeyin doğruluk üzerine kurulduğu kainatta yalana yer yoktur. Yalan temelleri doğruluk üzerine atılan dinde de yer bulamaz.
İnkar ise her çeşidiyle yalancılıktır. Kainatta inkarcılıktan daha büyük yalancılık yoktur. Kainatın bütün zerratıyla haykırdığı sayısız birlik delillerini inkar etmek kadar büyük yalancılık olabilir mi? Eskiden doğruluk denilince müslüman hatıra gelirdi. Doğrulukla yalan arasında doğuyla batı kadar mesafe vardı. Müslümanın hayatında yalan barınamazdı. Bütün söz ve hareketleri doğruluk üzerine kurulmuştu. Yüzünden doğruluk okunurdu. Bu ruhu doğruluk peygamberinden almıştı.
Resulullahın bu doğruludur ki, daha peygamber olmadan bile “ güvenilir insan” manasında “ el Emin” diye çağrılmasına sebep olmuştu. Onun doğruluğunu görenler bir bir gelip İslam halkasına girmişlerdi. Büyük bir Yahudi bilgini olan Abdullah bin Selam daha yüzüne bakar bakmaz , “Vallahi bu yüzde hile olmaz, yalan olamaz!” deyip kelime-i şehadet getirmişti.
Doğruluğa hayatını adayanlar, doğruluk için canlarını verenler, hep onun gösterdiği yoldan gittiler.
İnsan kendi kendisine sormalı: “Acaba ben doğru yolda mıyım* Sözlerim, davranışlarım doğru mu?” Doğru yoldaysa, doğruluğu prensip edinmişse hiçbir şeyden çekinmemeli. Şairin, “doğru yolda tek başına da olsa ilerleyeceksin!” dediği gibi, kimsenin tenkidinden, yadırgamasından, kınamasından çekinmeden alnı açık, başı dik olarak yürümeli. Hücumlardan, engellerden korkmamalı, yılmamalı. Meyveli ağacın taşlanacağı bir gerçek. Kimse meyvesiz ağaca taş atmaz.
Olsun o taşlar bize gül gibi gelir. Çünkü Allah, “Siz doğru yolda olduğunuz müddetçe sapığın sapıklığı size zarar vermez,” buyurmuştur.
Hz. Musa(a.s) Firuvun’a doğru yolu gösterdiği için baskılara uğramamış mıydı? Hz. İbrahim(a.s) bunun için ateşe atılmamış mıydı? Hz. İsa(a.s) bunun için öldürülmek istenmemiş miydi? Peygamberimizin ayakları bunun için kanlar içerisinde kalmamışmıydı?
Ama neticede zafer doğru yolda olanların olmuştu. Doğru yoldaysanız üzülmeyin, telaşlanmayın.”Allah bizimle beraberdir.”
Ya yanlış yoldaysak? Kimseyi değil, sadece kendimizi aldatmış oluruz. Değerden düşer, kötü nam kazanır, itimadı kaybederiz. Başkalarına değil, kendimize zarar vermiş oluruz.
Söz davranışın dilidir. Doğruluğun bir parçasıdır. Davranışlarımız kadar sözlerimiz de önemli. Peygamberimiz, “Ya hayrı söyle veya sus!” buyurur. Ayrıca sözü borç gibi kabul eder, sözde durmanın önemi üzerinde durur.
Sözde durmak doğruluğun esasıdır. Ve imanın meyvesidir. Sözde durmamak ise münafıklığın işaretleri arasında sayılmıştır.
“Her dediğin doğru olsun. Ama her doğruyu her yerde demek doğru değildir.” Diyen Bediüzzaman yeri gelince susmanın önemini anlatır. Bazen doğruyu konuşmanın ters tepki yapabileceğine dikkat çeker. Harpte düşmana karşı doğruyu, gerçeği söylüyorum diye pot kırmaya, zarar vermeye, üzmeye, incitmeye hakkımız yok. Söylenmesi gerekiyorsa usulünce söylenmeli.
Doğruluk
Zalim bir vali vardı. Bu vali bir gün adamlarını göndererek Hasan Basri Hazretleri'ni yakalatmak istedi. O da bir vakit ders verdiği Habib-i Acemi Hazretleri'nin kulübesine gelip saklandı. Valinin adamları geldi ve hışımla:
- Hasan Basri'yi (r.a.) gördün mü? diye sordular.
O gayet sakin:
- Evet, dedi.
- Nerede?
- İşte şu kulübemde...
Adamlar kulübeye daldı, fakat bir türlü Hasan Basri Hazretleri'ni bulamadılar. Dışarı çıkınca tehdit edip:
- Ya şeyh, niçin yalan söylüyorsun? dediler.
- Ben yalan söylemedim, dedi. Siz göremedinizse, benim suçum ne?
Tekrar girdi, aradı, fakat bulamadılar. Onlar gidince, Hasan Basri Hazretleri:
- Ey Habib! Biliyorum ki Rabb'im senin hürmetine beni onlara göstermedi. Fakat yerimi niçin söyledin, hocalık hakkı yok mudur? dedi.
Hazreti Habib mahcub bir şekilde:
- Ey Üstadım! Sizi bulamamaları benim hürmetime değil, doğru söylediğimizdendir. Çünkü bilirsiniz ki, Doğruların yardımcısı Allah'tır. Eğer yalan söyleseydim, sizi de beni de götürürlerdi, dedi.
Kaynak: Mehmet Akar, Mesel Denizi, Nil Yayınları, İstanbul 2001, s. 149-150
- Doğruluk
- Acı da olsa, doğruları söyleyiniz. Hadis-i Şerif
- Birisi size. "Dürüst insan diye bir şey yoktur" derse, o kimsenin bir düzenbaz olduğuna inanın. George Berkeley
- Budur benim hayatta beğendiğim meslek, sözün odun gibi olsun doğrun tek. M.Akif Ersoy
- Cümleler doğrudur sen doğru isen, Doğruluk bulunmaz sen eğri isen. Yunus Emre
- Doğru olan şeyi görmek, fakat bunu yapmamak cesaretsizliktir. Konfiçyus
- Doğruluk, hertürlü şartlar altında meyva verir. Schiller
- Doğruları korumaktan korkmayınız. Atatürk
- Doğruluğun en güzel meyvesi ruh sükunudur. Epikuros
- Doğruluk sonsuzluğun güneşidir, nasıl olsa doğar. Wendel Philips
- Eğri olanın gölgeside eğridir. Hz.Ali r.a.
- Gerçek başarıların en geçerli yolu doğruluktur. Moge
- Hiçbir miras, doğruluk kadar zengin değildir. Shakeaspeare
- İste bu Kitap, Allah'ın doğruluk rehberidir, onunla istediğini doğru yola eriştirir. Zümer Suresi/23
- "Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Ahkaf Suresi/13
- Rabbinin sözü, doğruluk ve adaletle tamamlandı. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. Enam Suresi / 115
- Söylenen sözlerin doğruluğu, yapılan işlerin yanlışlığını düzeltmez. Mehmet Ağar
- Yanlış, sonsuz şekillere girebilir, doğru ise yalnız bir türlü olabilir. J.J.Rousseau
- Yanlışlık fare deliğinden geçer, doğruluk kapılardan sığmaz. Bernard Shaw
- Dost
- Aklın bağlamadığı dostluğu, akılsızlık kolayca çözebilir. Shakespeare
- Ayıpsız dost arayan, dostsuz kalır. Mevlana
- Başkalarıyla ilgilenirsen, iki ay içinde birçok dostlar kazanabilirsin, başkalarının seninle ilgilenmesini beklersen iki yılda bile tek dost kazanamazsınız.D. Carnegie
- Bin kişinin dostluğuna, bir kişinin düşmanlığını satın alma. Hasan-ı Basri
- Bir düşman çoktur, fakat bin dost az. Asaf
- Birçok arkadaşlarımız olabilir, ancak dostlarımız azdır. Herrick Johnson
- De ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden,yedirdiği halde yedirilmeyen Allah'tan başkasını mı dost edineceğim! Enam Suresi :14
- Dost kötü günde belli olur, İyi günde binlercesi bulunur. Feridun Muhammed Atar
- Dostluğun kolları birbirimizi dünyanın bir ucundan bir ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur. Montaigne
- Dostluk iyi kimseler arasında çarçabuk temelleşir, güçlükle yıkılır. Beydeba
- Dostlukların çoğu dostluktan, sofuların çoğu sofluktan adamı iğrendirirler. La Rochefoucauld
- Düşmanının düşmanı düşman kaldıkça dosttur, düşmanın dostu dost kaldıkça düşmandır. Bediüzzaman
- Ey iman edenler! Eğer benim yolumda savaşmak ve rızamı kazanmak içinçıkmışsanız, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanlara sevgi göstererek, gizli muhabbet besleyerek onları dost edinmeyin. Mumtehine Suresi :1
- Ömrünü seyahatle geçirenler, birçok otelci bulur, ama dostluk kuramaz. Seneca
- Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. Bakara Suresi :107
- Yalnız kendi nefsini düşünerek dost arayan, hizmetçi arıyor demektir. Cenap Şehabettin
- Yastık diye başını ateşe dayayan, yatak diye yılanların üzerine yatan bir adam, emniyet ettiği bir dostundan, düşmanlık sezen bir adamdan daha rahat uyur. Beydeba
DOĞRULUK VE GELİŞEN İNSAN
Doğruluk erdemi, uygar bir toplumdaki genel törelerin ana ekseninde bulunmaktadır. Tanımı itibarıyla ilk bakışta hiçbir belirsizlik içermiyor gibi görünen bu erdem, aslında insanlık tarihi boyunca sürekli değişkenlik göstermiş, ahlak nedir ve nasıl tarif edilebilir sorusunu her zaman gündemde tutmuştur. Hemen tüm semavi, tarihsel, metafizik dinler, felsefeler ve klasik siyaset teorileri ahlakın evrenselliğine dikkat çekmelerine rağmen, ahlaki ve doğru ilkelerin farklı özel durumlara nasıl adapte edilebileceğine dair kuralları tam olarak verememektedirler. Bu kuralların yada değişmez ilkelerin verilemeyişi, dinler veya sistemlerin yetersizliğinden değil, bizzat pratik ve tarihsel durumların bilinememesindendir. Aslında sorunun özünde belki de Kant’ın dediği gibi, kuralların nasıl tatbik edileceğine dair kuralların bulunmaması yatmaktadır. Dahası 21. yüzyıla giren ve doğaya hükmetmeyi her geçen gün bilimselliğin ışığında biraz daha öğrenen insanlık için bu sorun ne yazık ki azalacağına artmaktadır. Bu ilk bakışta garip bir açmaz gibi gelebilir çünkü Aristoteles’in ‘‘Bilgi fazilettir ve erdemin dolayısıyla doğru olabilmenin ilk şartıdır’’ sözüyle çelişiyor gözükmektedir. Ancak günümüz insanlığının bilgi dağarcığı, çözümlerin çeşitliliğini arttırdığı gibi yeni sorularında oluşmasına neden olmuştur. İnsanlığın hükmetme yeteneğini artıran bilim, hayat ile ilgili etik değerlerde farklı yaklaşımların ortaya çıkmasını sağlamıştır.
Özetle günümüzdeki kritik soru da temelde aynıdır; İstenilen ve aranan erdem, fazilet, ahlak ve doğruluk gibi kavramlar aslında bizde var mıdır ve bu anlamda doğru nedir? Bilimi temel alan ampirist görüşe göre; eğer biyolojik açıdan kabul gören evrime inanıyorsak insan esasında doğadaki diğer canlılar gibi gelişim gösteren, ortama uyum sağlayan ve tıpkı diğerlerinde var olan hayatta kalma iç güdüsü ve kaygısıyla yaşayan bir canlıdır. O zaman asıl kaygı yaşayabilmektir ve bu uğurda yapılacak her şey doğru ve varoluş nedenselliğinden dolayı etiktir. Bu durumda da doğruluk ve ahlak klasik anlamları göz önüne alındığında çelişmektedir. Bu anlayış, doğruluğun kişiye ve duruma göre sürekli değişkenlik gösterdiğini, asla sabit ilkeleri yada töreleri olmadığını ve hayatta kalabilme kaygısıyla direkt bir ilişkisi olduğu sonucunu ortaya koymaktadır. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken, insanda değil canlıda erdemin tanımlanıyor olmasıdır. Aslında yaklaşım çok yalındır ve “İnsan bir canlıdır” bakış açısına sahiptir. Ama hatırlanması gereken, canlılıktaki hayatta kalma kaygısının evrimsel olarak, iç güdüsel bir savunma mekanizmasıyla aşılmış olduğudur. İçgüdü ise öğrenme yetisi ile ters orantılı olarak vardır. Doğduğu andan itibaren düşmanını gördüğünde saldıran, bağıran yada kaçan diğer canlıların tersine insan, içinde bulunduğu duruma göre eğer çıkarları gerektiriyorsa düşmanını yanaklarından bile öpebilir. İnsana özgü olan bu tür davranışlar ise içgüdüsel yaşam anlayışı ile tam olarak bağdaşamamaktadır.
Benzer yaklaşımları, doğruya ve erdeme yaklaşım yolları farklı olmasına rağmen felsefe tarihinde de görebiliriz. Sokrates ile aynı masada yenen bir yemek sırasında tartışılan erdem ve doğruluk savlarına sinirlenen Thrasymakhos, hakkın güç kullanmakla elde edilebileceğini söylemiştir. Ona göre doğru ve erdem güçlünün işine gelendir. Tek gerçek güçlü olmaktır. Çünkü kanunları düzenleyen ve neyin doğru olduğunu toplumlara söyleyen de yine güçlülerdir. Farklı bir açıdan da olsa yine benzer şeyler söyleyen Kallikles’e göre ise doğruluk gibi erdemler güçsüzün işine gelendir. Güçsüzler haklı ile haksızı kendi çıkarlarına göre belirlerler. Bundan ötürüdür ki çok elde etmek haksızlık olarak tanımlanır ve doğru olarak görülmez. Oysa doğa, ona göre eşitlik tanımaz. Çünkü var olmanın temelinde bizim şimdi doğal seleksiyon dediğimiz, güçlünün güçsüzün yerini alması vardır. Dolayısıyla, güçsüzün erdemi yalnızca güçlüye karşı kullanılan sinsi bir silahtır. Bir tür mantık zincirinde yapılan tüm bu felsefi söylemler veya günümüze kadar yapılmış olan dini yada ahlak sistemleri birbirleri ile çelişebilmektedir. Kesiştikleri tek nokta ise doğrunun ve doğruluğun değişkenliğidir.
Sokrates’in erdem’e bakışında ise bilgi ile ahlak arasındaki varolan döngüsel ilişki şekillendirilmiş, ahlak veya bilginin lehine sona erişin olamayacağı sonucuna varılmıştır. Çünkü ahlak ve bilginin ortak hedefi olan hakikat yalnızca “Bilgece hayat tarzı”nı gerçekleştirmeye çalışmakla ortaya çıkabilir. Hakikat, ne saf bilgi nede saf ahlaki hayat sorunudur. O her ikisini aynı anda gerektiren bir şeydir. Burada Sokrates’in odaklaştığı evrensel nokta, ahlaki tutum içinde olmadan doğru bilgi ve doğru bilgi olmadan da ahlaki tutumun ortaya çıkamadığı gerçeğidir. Sözgelimi, bir şeye yönelmek ve o şeyi olduğu gibi görmeye çalışmak iyi niyet, dürüstlük ve saygı gibi ahlaki tutumları gerektiren bir şeydir. Kuşkusuz ki buradan o halde yanlış anlama ahlaksızlıktır gibi bir sonuç çıkamaz. Çünkü yanlış anlama, doğru anlama niyetinin başarısızlıkla sonuçlanmasıdır. Ancak her ne zaman doğru anlama gerçekleşirse, orada anlaşılan şeye karşı doğru bir tutum içerisine girilmiş demektir. Böylece ahlaki doğruluk ile bilginin doğruluğu arasında ayrılmaz bir ilişki söz konusudur. Doğruluk ile bilgi arasındaki ilişki sadece bununla kalmayıp, var olan tüm bilgilerin sosyal hayatta kullanılması ve yine eyleme dönüştürülmesi de zorunludur. Dikkat edilecek olursa burada doğru kavramı doğru anlamanın yanı sıra, doğru bir amaca uygun olarak seçilen doğru teknik ve araçların uygulanmasını da içermektedir. Yani temelde ahlakilik ve doğruluk, kişinin konuyla ilgileniş tarzında ortaya çıkar ve bu anlamda bir yorum sorunudur. Ama yine de doğru olabilmenin üç ana şartı içerdiği genel kabul görmektedir. Bunlar; Bilgi, duygu ve davranıştır. Örneklemek gerekirse, devlet malı yemenin kötü bir şey olduğunu insanın bilmesi toplumun yada çoğunluğun çıkarları açısından doğru bir şeydir. Devlet malı yememesi doğru bir davranıştır. Yemesi durumunda suçluluk hissetmesi ise doğru bir duygudur. Fakat her zaman bilgi, davranış ve duygu birbiriyle dayanışma içerisinde olmayabilir. Sonuç olarak doğruluğun temel mekanizmasında bu üç değişmez öğe bir arada bulunmak zorundadır.
Esasında şimdiye kadar irdelenmeye çalışılan, varlığının sorgulanması da dahil olmak üzere, doğru ve doğruluğun ne olduğu, hangi gereklilikleri istediği ve bu bağlamda ahlakiliğin nasıl tanımlanabileceği sorusuna bir şekilde yanıt bulma uğraşından başka bir şey değildi. Ancak bu noktada belki de düşünülmesi gereken bizim ne olduğumuz ve neden farklı olduğumuzdur. Sebebi ne olursa olsun insanı insan yapan ve diğer canlılardan ayıran, sosyal yaşayabilme yeteneği, us kaygısı, gelecek ile ilgili planlar ve çözümlemeler yapabilme becerisi beraberinde doğal olarak erdem, ahlakilik ve bilhassa doğruluk kavramları için tanımlar üretmeye çalışan bir uygarlığın doğmasına neden olmuştur. Büyük bir ihtimaldir ki, varolduğu sürece bilgi için mücadele edecek olan insanoğlu, istemese de doğruyu ve doğruluğu, bilginin doğasından ötürü sorgulamak zorunda kalacak, izlediği yol ne olursa olsun sonuç itibariyle varacağı yer aynı noktada kesişecektir. Öyleyse faydalı olan doğru ve ahlaklıdır açılımı sadece dışsal değil bu anlamda içseldir de... Çünkü bilmenin ana şartı doğru olmak ve doğru değerlendirme yapabilmekten geçmektedir. Doğru ve doğruluk üzerine yapılmış olan bütün değerlendirmeler, gerçekte bir yandan yaradılıştan gelen hayatta kalabilme ve var olma kaygısıyla, diğer yandan erdem için gösterilen çaba arasında temel bir fark olmadığını ve ana kaygının İNSAN OLABİLME sorunu olduğunu ortaya çıkarmaktadır.
Dr. Oğuz Çilingir
05.05.2002
KAYNAKLAR
AKARSU, Bedia. Kişi kavramı ve insan olma sorunu, İnkilap Yayınevi, 1998.
ASTER, E.V. İlk çağ ve orta çağ felsefe tarihi, İm yayınları, 1999.
GÜNGÖR, Erol. Ahlak psikolojisi ve sosyal yaşam, Ötüken yayınevi, 1995.
HANÇERLİOĞLU, Orhan. Düşünce tarihi, Remzi kitapevi, 1999.
PLATON. Dünya klasikleri dizisi:6 DEVLET, Çağdaş matbaacılık, 1998.
SAGAN, Carl. Karanlık bir dünyada bilimin mum ışığı, Tübitak popüler bilim kitapları,1999.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
« Önceki ::




