14/3/2008 · Kategori: dini hikaye
DUA
Hamdolsun...
Aydan geceyi, güneşten gündüzü vareden,
İnciyi midyenin midesinde,
Balı arının peteğinde vareden,
Yağmurdan baharı, topraktan çiçeği vareden,
Kalbimizi yoktan var eden Rabbimize hamdolsun.
Allahım!
Kalbimize nakşettiklerin için sana şükrediyoruz.
Acıların karşılığında cenneti sunduğun,
Günahlarımızı rahmetinle affettiğin,
Sevgiyi bize verdiğin için,
Sana şükürler olsun.
Yokuşta elimizden tutan,
Önderi bize dost kılan
Melekleri bize arkadaş kılan.
Aşkı kalbimize yoldaş kılan.
Rabbimiz!
Kalbimizdeki yaralarımızı iyileştir.
Sana ve aşka yolculuğumuzu tamama erdir.
Sevdiklerimizi koru.
Çocukları koru.
Senin adına dağları mesken tutanları koru.
Bizi koru.
Kalbimizi koru.
Filistin’i koru.
Çeçenistan’ı koru.
Keşmir’i kou.
Doğu Türkistanı koru.
Afganistan’ı koru.
Allahım!
Bizi korkutma ki ;
Bir ceylanız korkudan yüreğimiz telaşlanır.
Bizi zorlukla sınama ki ;
Kırılgan bir cesaretimiz var.
Senden ayrı koma ki;
Sevdiğimizden ayrılık,ferini alır gözlerimizin.
Allahım!
Bizi uzağında bırakma.
Şahdamarımıza sırlarını akıt.
Rabbim!
Seni bilmenin heyecanını bize tattır.
Alnımızı ateş denizlerine düşür her secde edişimizde,
Kalbimizi gülle doldur.
Yarabbi!
Kalbimizi sevdir bize, kalbimizi koru,kalbimizi koru!
Kalbimizi adadığımız rabbim!
Adağımızı kabul et!
AMİN
-şemsi tebrizi-
Bir grup felsefeci, “Şems-i Tebrîzî” hazretlerine geldi bir gün. Bir tanesi öne çıktı:
- Size, üç suâlimiz var.
- Peki sor bakalım.
O esnada “bir kerpiç” vardı mübareğin elinde. Onunla talebesine teyemmüm dersi veriyordu. Felsefeci sordu:
- “Allah vardır, görünmez” diyorsunuz. Peki görünmeyen şeye nasıl inanıyorsunuz?
- Pekâlâ, ikinciyi sor.
- “Şeytan ateşten yaratıldı” dersiniz. Sonra da, onun ateşte yanacağını söylersiniz. Hiç ateş, ateşi yakar mı?
- Üçüncü suâlin nedir?
- “İslâmda kul hakkı var. Âhirette, hakkı olan hakkını alacak” dersiniz.
Hâlbuki bırakın insanları kendi hâllerine. Canları ne isterse, yapsınlar.
- Başka var mı?
- Hayır, yok.
O zaman büyük velî, elindeki kerpici kaldırıp adamın başına vurdu.
Adamın başı acıdı tabii. Ve koşup kadıya şikâyet etti. Kadı, (hâkim) hazret-i Tebrîzî’yi çağırdı mahkemeye.
- Bu kimseye vurdunuz mu?
- Evet.
- Niçin vurdunuz?
- Üç sualine tek cevap verdim.
- Nasıl yâni?
- Bu adam; “Görünmeyen Allaha nasıl inanıyorsunuz?” dedi. Cevâben kerpiçle vurup acıttım başını. Göstersin başının acısını.
Kadı felsefeciye döndü.
- Ne diyorsun?
- Başım acıdı, ama gösterilmez.
Buyurdu ki:
- Allah da vardır, ama görünmez.
Ve devam etti:
- Bu adam; “Şeytân, ateş cinsinden olunca Cehennem ateşinden zarar görmez”, diyor. Hâlbuki kendisi de topraktan yaratıldı. Bu kerpiçle niçin başı acıdı?
Sordu yine:
- Bu kişi, “Âhirette hesap falan yok. Bırakın, kim ne isterse yapsın”, diyor.
Mâdem öyle, benim canım ona vurmak istedi ve vurdum. Niçin size şikâyet ediyor?
Felsefeci mahcuptu. Başını önüne eğdi.
Ve îmanla şereflendi.
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!
14/3/2008 · Kategori: dini hikaye
dünya hırsına kapılma
Adamın biri Hz. İsa(AS)'ya arkadaş olur,ona;
-Senin yanında sana yoldaş olabilir miyim?...diye teklif eder.
Teklifinin kabul edilmesi üzerine yola koyulurlar.Bir nehrin kenarına varınca yemek molası için otururlar. Yanlarında ''ÜÇ'' çörek vardır.İkisini yerler,birisi kalır.Bu arada Hz.İsa(AS) nehre varıp su içmek üzere kalkar,su içip dönünce üçüncü çöreği bulamaz.Adama;
-Çöreği kim aldı ?...diye sorar.Adam;
-Bilmiyorum !...diye cevap verir.
Yemekten sonra yol arkadaşıyla beraber yola devam ederler.Yolda iki yavrulu bir geyik görürler.Hz.İsa(AS) yavrulardan birini çağırır,yavru Hz.İsa'nın daveti üzerine yanına gelince onu keser,etinin bir kısmını kızartarak yerler.Yemekten sonra Hz.İsa geyik yavrusunun kalıntılarına;
-Allah(CC)'ın izniyle canlanıp kalk !...der,yavru da derhal canlanıp kalkarak oradan uzaklaşıverir.Bu olay üzerine Hz.İsa yoldaşına;
-Sana az önceki mucizeyi gösteren Allah(CC) için soruyorum,''çöreği kim aldı ?''...der. Adam yine;
-Bilmiyorum !...diye cevap verir.
Bir müddet sonra bir nehrin yanına varırlar,Hz.İsa(AS), adamın elinden tutarak suyun üzerinden yürüyerek karşı kıyıya geçerler.Nehri aşınca Hz.İsa(AS);
-Az önce ki mucizeyi gösteren Allah(CC) hakkı için sana soruyorum, ''üçüncü çöreği kim aldı?''-diye sorar.
Adam yine;
-Bilmiyorum !...diye cevap verir.
Yolları bir çöle varır ve dinlenmek için otururlar.Hz. İsa(AS) bu sırada bir yere kum ve toprak yığar,meydana gelen yığına;
-Allah(CC)'ın izniyle''Altın ol !''...der,yığında altın olur.
Hz.İsa(AS) yığını üçe bölerek adama;
-Üçte biri benim,üçte biri senin,üçte biri de'üçüncü' çöreği alanın !...der demez ,adam atılır;
-Çöreği alan bendim !...diye gerçeği itiraf eder.
Bunun üzerine Hz.İsa(AS);
-Altın'ınhepsi senin olsun !...diyerek ondan ayrılır.
Adam öylece altının başında dururken yanına iki yolcu gelir.Gelenler kendisini öldürüp altını almak isterler. Adam;
-Onu aramızda Üçe bölüşürüz,önce biriniz şehre varıp yiyecek birşey alsın!...diye teklif eder.Adamın teklifi kabul edilerek gelenlerden biri şehre gönderilir.Şehre giden adam yolda;
-Niye altını onlarla bölüşeyim ki,alacağım yiyeceğe zehir katıp onları öldürürüm, böylece altınların hepsi benim olur!...diye düşünmüş,ve düşündüğü gibi yaparak, yiyeceğe zehri katarak geriye dönmüş.
Altın'ın yanında kalanlar da;
-Niye altının üçte birini ona verelim,dönünce onu öldürür ve altını ikiye pay ederiz !...diye konuşurlar.
Adam dönünce onu öldürürler, fakat zehirli yemeği yiyince onlar da ölürler. Böylece altın çöl ortasında ve her üçünün ölüsünün yanıbaşında sahipsiz kalır.
Daha sonra yeniden yolu olay yerinden geçen Hz.İsa(AS),durumu görünce yanındakilere;
-İşte dünya budur,ondan sakının!...buyurur...
Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!